Feeds:
Yazılar
Yorumlar

katlanabilir özgürlük

bugün gördüm. dahon. bisiklet.

meşhur çevirmen olduğum için hemen bunun kötü bir çeviri olduğunu tahmin ettim. freedom unfolds imiş orijinali. tabi başka ne diyecekti adamlar da diyebilirsiniz. ah bu kronos kafam. özgürlüğe katlanmak nasıl bir şeydir. kim böyle bir duygu hisseder.

halbuki fatih sadece özgürlük istediğini söylediğinde katılmıştım ona ama bu slogan kafamı bir karıştırdı bir karıştırdı sormayın.

sormayacaksak niye anlatmaya başlıyorsun bre adam diyebilirsiniz. siz de haklısınız. herkes gibi. çünkü herkes haklı. en azından eylemlerin yapıldığı an itibariyle sonradan haksızım diyebiliyoruz bazen ama bunu da eylem anındaki koşullara yoruyoruz. biz de az hayvan değiliz.

neyse ne efendim, özgürlük iyidir, bisiklet de iyidir, muhtemelen dahon da iyidir. bir ara almayı düşünmüştüm.

Into the wild filmindeki adama özenirim ama gerçekten o durumla karşılaşsam ya da öyle bir şeye kalkışsam da o kadar ormantik olmayacağını ve verdiğim karara söveceğimi düşünürüm. bu slogan sanırım bunu anlatıyor. bilemedim.

dinleyelim, dinlenelim.

balık tutmak

evet.

hayır.

thomas bernharda gönderme yapmayacağım. çünkü yapamayacağım. çünkü birkaç yıl önce okuduğum yürümek evet isimli kitaptaki iki hikayeyi sanırım hiç hatırlamıyorum. çünkü zaman böyle bir şey. aldırmayın. aldırırsanız aldırdığınızı hatırlamayacaksınız çünkü. üzüldüğünüzle kalacaksınız. durum budur.

neden balık tutmak? neden hayır? neden çünkü feyslerde buklarda kendimizi balıkçı diye tanımlayıp tutamadığımız balıkları her hafta saydığımız günler sanki biraz geride kaldı. sanki diyorum çünkü umut etmek iyi geliyor. o gemi bir gün gelecek ismail abi. o balık bir gün tutulacak selami bey. ne zaman? peki ne zaman? ama ne zaman? ve nasıl? olacak ya işte. fotoğraf çekmek instagramda paylaşmak için değil. bir gün kendiliğimden sabah 6 da çıkacak ya da akşam yorgunluğuna aldırmadan evden çıkıp balık tutmaya gideceğim. ve belki kendi 4square zihnimde 3 hafta üstüste rekoru kıracağım. umut iyidir. balık görmezse halik görür. ama işte balık hafızalıyız, yazdığımızı da umut ettiğimizi de yazmadığımızı da, umuda tenezzül etmediğimiz veya cesaret edemediğimizi de unutuyoruz. yoksa 3 ay boyunca kronos yazısız kalır mıydı. hafazanallah.

bu arada evlendim ya ben. ben evlendim ya. hafifletici sebep bulmakta üstümüze yok. olur öyle.

balık tutsak. balık tutmaya gitsek ve balık tutsak. hikaye bu. bu kadar. galata köprüsünde balık tutsak.

esen kalınız.

hoşgeldin ramazan

güle güle recep

hoşçakal şaban.

aslında ne zaman güle güle deneceğini ne zaman hoşçakal dendiğini karıştırırım. hep güle güle derim ben. giden de gülsün kalan da. giden gülerken kalanda hoş bir rahatlama hissi olması misafirlik bürokrasisini mi işaret ediyor acaba? kim bilir?

samsa beyi de taner beyin yanına ankaraya yolladık, çoğul kullansam da kendisi gitti aslında. yolculadık diye bir kelime varsa ya da olsa daha iyi olabilir sanki. yolladık deyince yolu onun  için iyi veya kötü anlamıyla biz hazırlamış oluyoruz gibi, yolculadık deyince yolculuğuna bir kuple de olsa katkıda bulunmuş oluruz. Sanki.

Bulunduğumuz şehirlerin venn şeması gösteriminde H1-S1-T1 ile başlayıp H2S1T2 daha sonra H1S2-T1, H1S1T1, H1-S3T2, H3S3T1, H3S3-T3, H3S3-T4, H3S3-T5 ile devam etmesi ve son olarak H3-S2T5 haline gelmesi sürecinde neler oldu bilmiyorum. Bir çok şey olmuş gibi, hiçbir şey olmamış gibi. Hiçbir şey olmamış gibi yaşamak durumunda insan, biraz artan yaş değişen kilolar, değişen saçlar sakallar gibi görünüyor. Bu arada bir çok ayan karakter haline gelen ana karakter de var ana karakter haline gelen yan karakter de var.

Sanırım iyi bir bilgisayar kullanıcısı olsaydım insanların hayatlarındaki değişimi gökyüzünün gösterimi gibi gösterebilirdim. Yıldız olduğumuzdan değil, uydu da olabiliriz gezegen de. Ama milyarlarca insanın 6 adımda birbirine bağlandığı bir dünyada yaşıyoruz sonuçta. Karanlık bir uzayda parlayanlar, birbirlerinin etrafında dönen nesneler, birbirini aydınlatanlar, diğerinin ışığını kesenler, kendiliğinden aydınlıkla, kendiliğinden karanlıklar falan. kafamda bu simülasyon çok güzel oturdu ama anlatabildim mi emin değilim.

Tüm bu senaryolara tüm dil bilmezliğimle güle güle demekte karar kılıyorum. dünya dönüyor. ramazan geliyor, yıllar önce bir ramazan günü doğmuşum ve aynı hicri noktaya ya da aynı hicri noktanın projeksiyonuna, doğru kelimenin ne olduğunu bilmediğim bir şeyine geliyoruz sonuçta.

Hoşgeldin Ramazan. Kısa süre sonra Güle Güle Ramazan. Hayat.

Fonda Rafet.

Esen kalın efendim.

kimlik problemi

jane fonda.

ehliyetler değişiyor bütün fotoğrafların biyometrik olması gerekiyor. derhal en yakın fotoğrafçıya başvurunuz.

kimlikler değişiyor. tüm bilgiler çipli kimlik kartlarında yer alacak. böylece kamu hizmetlerine ulaşım, takip kolaylaşırken sizin adınıza başkalarının işlem yapmasının da önüne geçilecek. biyometrik fotoğraflarınızı hazırlayınız.

x y z nesilleri farklılaşmaya devam ediyor. herşeyimiz sosyal medyada, orda değilse de telefonlarımızda ve başkalarının telefonlarında. istediğin kadar kaç veya karşı çık. birisi seni watzapa davet edecek öbürü feysbukun yok mu diyecek bi yandan instegram öbür yandan swarm. like beni seveyim seni. ortama uymak lazım ama. atletli fotoğraf yok. halısahadan çekin yok. çirkin foto yok. norm-alin değişimi.

biyometrik hayat.

hem sibel can hem eylem hem tom waits hem glenn gould hem ferdi tayfur dinlemek yok. hem national geographic hem tv 8 hem flaş izlemek yok. sıvılaşın ve bulunduğunuz kabın biyometrik şeklini alın. santimi santimine duygusallaşın ve sinirlenin ve üzülün. smiley dünyasında ağlamanız ve gülmeniz ve hatta bok bile aynı sempatiklikte olsun. botokslu ve detokslu emojilere dönüşün.

Globalleşen dünyada bilgiye bu kadar hızlı ulaşırken gördün mü arifin manchestera attığı suriyede canlı bomba ucuz uçak bileti şirin pandayı vuran avcı 5 karatlık yüzüğüyle transparan kıyafetinden öpüşen çiftlere ayder yaylasında size artık oy yok dediler.

yani demem o ki cesur yeni dünyanın kıbrıs deneyine bi bak kronosokur.

bir fıkra anlatayım da gülelim bitirirken:

Bir gün Nasreddin Hoca’nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi :
– Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki ?
Bir başkası :
– Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ? diye konuşmuş.
Bir diğeri de :
– Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış :
– Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ? Hırsızın hiç mi suçu yok ?

nerede kalmıştık

Fenerbahçenin problemi ne biliyor musunuz? volkan şenin ya da bir başkasının çalım atıp atıp sonunda sıçıp batırması. volkan şen gol atmıyor değil. ben ona gol atamazsın demedim, diyemem de. o kadar golü ben de atıyorum halısahada. şut çek arkadaşım, pas ver ya da. o çalımlar ancak bir hamster yapar seni gol olmazsa. sarı lacivert ufak tefek bir bursa hamsterı. buradan volkan şenden onu konu mankeni olarak seçtiğim için özür diliyorum.

yazık hamsterlara. kafesinde sürekli döndürdükleri tekerlek olanlara daha çok yazık. bırakın yahu hamsterlara yeterince koşarlarsa bir yerlere varacaklarını düşündürtmeyi. belki birileri için bir enerji oluşturur o koşular gerekli teknik düzenlemeler yapılırsa. ama hamster ölür. zavallı küçük farecik.

oblomovluk demiş zamanında rus bir abimiz. memuriyetin oblomovluğu körüklediğini söyleyebilirim sanırım. oblomovun oblomovkası memurların daireleri.

bir süredir kronosa yazmamamın sebebinin kafamın fazla karışık olması mı yoksa fazla net mi olması hususunda kafa karışıklığı yaşıyorum.

arz ederim.

Bu türküyü vakti zamanında samsa bey paylaşmış olabilir.

Adamlar

Adamlar ikiye ayrılır: Hagi-Maradona gibi olanlar ve Sneijder-Robben gibi olanlar.

Birileri; belli bir kültürden gelmiş, onun içinden yoğrulmuş, takım arkadaşları ile birlikte başarılardan başarılara koşan, makinenin en önemli parçası, takımın beyni adamlar. Takım çalışmasına yatkın, prezentabl, esnek çalışma saatlerine uygun, “meeting” “set” eden, to do list lerin ve şikecıllerın adamları. Tek bakışta topu nereye hangi hızda nasıl pas vereceğini bilen, uyumlu, yakışıklı, zeki, hayattan keyif almasını, nerede ne yenir ne giyilir nasıl oturulur nasıl kalkılır o nasıl tutulur bu nasıl bırakılırı bilen, hobi, yabancı dil, koca memeli karı, mentor, iç mimar, son model araba sahibi adamlar. Yere düşünce üstünü silkeleyip tekrardan ayağa kalkmasını bilen adamlar. İnce zevklerin adamları.Başarı belgelerinin, madalyaların adamları. Olmak istediğimiz adamlar, Muhterem Ivan Dragonlar, Muhterem Elijah Muhammed Hocaefendiler….

Diğerleri, bulundukları çevreye “rağmen” yetişmiş, semtin mahallenin köyün adamları. Kaybetmeye tahammülü olmayanlar… Koşmaktan vazgeçince anında yere kapaklanacağını ve üzerinden atların dörtnala geçeceğini adı gibi bilen adamlar… Rakibin dirsek atınca kendini yere koyverip kırmızı kart aldırmak varken, UEFA Kupası finalinde Hagi’nin yaptığı gibi adamın sırtına yumruğu koyuverip kendi kırmızı kart alan, asla kendini yere bırakmayan, Falkland Adaları’nın öcünü eliyle attığı golle alan adamlar. Takım kötüye gittiğinde 8 kişiyi çalımlayıp gol atmak zorunda olan adamlar…”Sikerim oynayacağınız topun sibobunu, ver şu topu bana” adamları, kokaine bulaşıp daha sonra toparlanıp Messi’nin Arjantin’de teknik direktörü olanlar. Barcelona Real Madrid’de tutunamayıp Steasu Bükreş, Napoli, Galatasaray gibi takımların bayrak adamları olanlar. İşleyen makinede aykırı dişlilerden, piskopat ruhlu adamlar, takım arkadaşlarının sevmediği ancak saygı duyabildiği, korkutuğu adamlar. Tek çaresi en tepe olan adamlar. Sn. Balboalar, Sn. Abdülmelik Şahbazlar.

Okuyan herkes (tabii okuyan varsa), kendini ikinci paragraftakilere yakın görecek. Veya benim adım popüliste, ajitatöre çıkacak.

Hasssssssssssiktirin lan oradan :)))))))))))))

Sindirilmiş besin maddelerinin ve oksijenin hücrelere ulaştırılmasını ve hücrelerde oluşan atık maddelerin ve karbondioksitin hücrelerden uzaklaştırılmasını sağlayan sisteme dolaşım sistemi denir.

Bir nesnenin dolaşabilmesi için de, hareket edebilme kapasitesinin ve enerjisinin bulunması gerekir.

Dolaşmak ve/veya hareket halinde olmak, insanın maddi manevi atıklarından kurtulması için en etkili yöntemlerden biridir.

İster Mısır Çarşısı’nda hurma aramak maksadıyla , ister Kenan Çölü’nde su aramak maksadıyla olsun, sindirebildiğimiz genişlikteki her nesneyi dolaştırmamız lazım. 

Dolaştıramazsan sindiremezsin, sindiremezsen zehrinden kurtulamazsın. 

Hareket etmezsen yosun bağlarsın, olduğun yerde durursan kokuşursun. Bi bok yediysen, sindirmek ve hazmetmek zorundasın.

Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün.